Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, kadim bir zamanda, varoluşun bütün ruhlarını onurlandırarak yaşayan,  Dünya’yı anne bilen, yüksek bilinçli, sevgi merkezli bir toplum varmış. Olaylar öyle gelişmiş ki, onlar ve çocukları, binlerce yıl sürecek bir unutkanlık hastalığına tutulmuşlar. Unuttukça Sevgi’den uzaklaşmış, uzaklaştıkça kabalaşmış, kabalaştıkça bencilleşmişler. Dünyanın da suyu, havası zehirlenmiş, toprakları kurur olmuş.

…ve binlerce yıl boyu olaylar yine öyle gelişmiş ki, insanlar uyanmaya, hatırlamaya başlamışlar. Uzak geçmişlerindeki kutsal yaşam deneyimlerini özler olmuşlar. Bu özlem ateşi, dünyanın dört bir yönünde yanar olmuş ve onun yandığı her yerde insanlar çember olup ele ele oturmuşlar. Yeniden birbirlerinin ve bütün varoluşun ruhlarını onurlandırarak yaşamaya niyet etmişler.

Merkezi sevgi olan küçük topluluklar, yaşam ve paylaşım alanları yaratmaya başlamışlar. Onların bu dönüşüm getiren eylemleri, hala unutkanlıkta olan insanların akıllarına, kalplerine, gözlerine görünür olmuş. Onlarda da değişme ve dönüşme isteği doğurmuş.

İşte bizim, bütünün hayrına kurmak istediğimiz topluluk ve yaşam alanı bunlardan biri.